Geçtiğimiz hafta sonu İz'in ilk yaş günü idi ama ben onca koşturmanın arasında bunu unutuverdim. Oysa outlook uyarısı bile hazırlamıştım bu konuda kendime.
Geçte olsa bir şeyler yazmak istedim. Öncelikle iyi ki böyle bir adımı atmışım diyorum. Her şey çevremizde okadar hızla gerçekleşiyor ki bazen sadece izlediğim bir film diye düşünüyorum. Ama günler geçip gidiyor.
İyice zayıflayan hafızamı da hesaba aldığımda bu notlar önemli diye düşünüyorum. Geriye bakınca en değerli varlıklarım çocuklarımla ilgili bile herşeyin hafızamdan silinebildiğini görünce keşke diyorum çok daha önce yapsaymışım bunu.
14 Haziran 2010 Pazartesi
20 Mayıs 2010 Perşembe
"İyi bir seçim yapmak, sadece hiçbir kötü seçenek mevcut değilken kolaydır." Robert Half
Zor olması gereken bir gece ama nedense öyle değil.
Tamam huzursuzluk var ama, ötesi değil. Belki fırtına öncesi...
Belki de artık aynaya baktığımda o yazıyı benimde göreceğim günlere gebe...
Bir karar gecesi olmak zorunda değil de diye düşündüm ama işte öyle.
Bir sonraki adımı atıp atmamak bir seçenek ise öyle bir gece.
Ama bu adım atılacak. Sonrası işte belirsizlik orada. O nedenle bir karar gecesi değil ama tam arifesi.
İnsana bu noktada bakıp "seçenekler" diye düşünmek komik geliyor. Sanki ayakkabı seçmek yada tatil yerini belirlemek gibi. Oysa 23 yıl var geride, söylerken insanın kanı donuyor. Hani durup hesaplamasam 10-15 der geçerimde, 23 yıl!!! Geçemedim işte...
İnsan bu hesapları yapınca mı kaybediyor sakinliğini acaba?
Peki 23 yıla bu hesapları yapmadan noktayı koyup yeniden başlamak mümkün mü?
Galiba kalbimde derinliklerde bir yerde biliyordum bunu, hissediyordum da yakıştırımıyor, belki de görmemek için çabalıyordum. Belki bu nedenle sakinim.
Belki de zaten o kadar uzun zamandır içimde yalnızım ki artık korkutmuyor beni.
Bir süredir gücüm yoktu zaten, vazgeçmiştim çok şeyden...
Peşinde koşan olmak, hep yetinmek, kabullenmek, ötesi veya öylesi diyememek gerekiyordu. Bunlar tamamdı da yetmemeye başlaması sinyalleri çalmıyor muydu? Daha ne kadar fazla kör, sağır, dilsiz olabilirdim ki? İstemenin sonu yok da verebilmek aynı şekilde mümkün mü?
Nedense başkası değilde kendime yaptığım haksızlıklar üzüyor şimdi beni.
20 Mayıs 2010 - Gayrettepe
Tamam huzursuzluk var ama, ötesi değil. Belki fırtına öncesi...
Belki de artık aynaya baktığımda o yazıyı benimde göreceğim günlere gebe...
Bir karar gecesi olmak zorunda değil de diye düşündüm ama işte öyle.
Bir sonraki adımı atıp atmamak bir seçenek ise öyle bir gece.
Ama bu adım atılacak. Sonrası işte belirsizlik orada. O nedenle bir karar gecesi değil ama tam arifesi.
İnsana bu noktada bakıp "seçenekler" diye düşünmek komik geliyor. Sanki ayakkabı seçmek yada tatil yerini belirlemek gibi. Oysa 23 yıl var geride, söylerken insanın kanı donuyor. Hani durup hesaplamasam 10-15 der geçerimde, 23 yıl!!! Geçemedim işte...
İnsan bu hesapları yapınca mı kaybediyor sakinliğini acaba?
Peki 23 yıla bu hesapları yapmadan noktayı koyup yeniden başlamak mümkün mü?
Galiba kalbimde derinliklerde bir yerde biliyordum bunu, hissediyordum da yakıştırımıyor, belki de görmemek için çabalıyordum. Belki bu nedenle sakinim.
Belki de zaten o kadar uzun zamandır içimde yalnızım ki artık korkutmuyor beni.
Bir süredir gücüm yoktu zaten, vazgeçmiştim çok şeyden...
Peşinde koşan olmak, hep yetinmek, kabullenmek, ötesi veya öylesi diyememek gerekiyordu. Bunlar tamamdı da yetmemeye başlaması sinyalleri çalmıyor muydu? Daha ne kadar fazla kör, sağır, dilsiz olabilirdim ki? İstemenin sonu yok da verebilmek aynı şekilde mümkün mü?
Nedense başkası değilde kendime yaptığım haksızlıklar üzüyor şimdi beni.
20 Mayıs 2010 - Gayrettepe
2 Mayıs 2010 Pazar
Hafıza oyunu yaptım
Eve getirdim ama aylardır evde duruyorlar ve benim aksiyon almamı bekliyorlardı. Geçen gün sprey boya ile bir güzel boyadım kapakları. Alttaki marka bilgileri kayboldu. Bu arada çocukların
02.05.2010 - Gayrettepe
Oğlumun duvarındaki top
Merhaba,
Dün kızımın narçiçeği kırmızısı olmak zorundaki mezuniyet kıyafeti nedeni ile hazır olan diğer çalışmalarımı ekleyemedim. Ama bugün sanırım tamamlayabileceğim.
Bu bir top. Oğlumun futbol sevgisi nedeni ile top yapma kararı almıştım. Sonuçta onun odasını süslemek için yapılacaksa onu anlatsın istedim.
Bu çalışmayı daha önce kartpostal kampanyası için yaptığım tekniği (http://naz11-iz.blogspot.com/2010/04/kartlar-simdilik-son.html) kullanarak yaptım. Dergi sayfaları değişik ebatlarda üçgenler şeklinde kesildi. Sonra mikado çubuklarının etrafına sarıldı. Bu arada üçgenlerin yüzeyine yapışkan sürülmüştü. Bir süre bekledikten sonra da çubuklardan çıkarıldı. Özellikle büyük üçgenler kat kat sarıldığı için iyice sertleşiyorlar. Daha sonra onları değişik boylarda keserek daha minik boncuklar elde ettim. Bu arada da açık ve koyu renkler olarak iki ayrı grupta topladım. Aradaki tonları kullanmamaya gayret ettim.
Printerdan aldığım top çiziminin önce kenarlarını kesip çıkardım sonra da üzerine bu minik boncuklarımı yine yapışkan marifetiyle yerleştirdim. Sonuç gördüğünüz gibi. Çocuklar beğendi.
Malesef yeşil kartonum yeterince kalmamış. Bu nedenle çerçeveleyerek duvara asamadım henüz. Ama pazartesi günü kırtasiye açılınca bu iş de tamamlanacak. Artık tüm duvar düzenlemesi tamamlanınca son halini tekrar yayınlarım.
02.05.2010 Gayrettepe
1 Mayıs 2010 Cumartesi
Oğlumun odasına bir pano
Güneşli bir bahar sabahı, ama güneşe rağmen ruhumdaki sıkıntının getirdiği tezatlık beni iyice üzüyor.
Üstelik bu aralar minik minik bir dolu iş de yaptım. Onları resimleyip buraya eklemek bile nedense heyecan vermiyor, en azından herzamanki kadar.
Neyse bu gördüğünüz raketlerden , ki eski hallerini resimlemeyi unutmuşum, oğlumun odasına bir pano yaptım. Aslında benzerini kızım için planlamış ama sakladıklarımı kaybedince yapamamıştım. Bu sefer bu kullanılmaya, üstelik sağlam da olmayan raketleri atmayıp hemen işe koyulayım istedim.
Üstelik evde bir sürü ıvır zıvır oyuncak vardı. O kadar evi dağıtıyorlardı ki en azından birazından kurtulayım istedim. Gerçi ayıklamaya gelince oğlum bir dolusunu elimden aldı. Ama işte bunları aldım ve raketlerin üzerine silikon ile yapıştırdım. Sonra da çirkün görünen saplarını kurdele ile sardım. Bir de ayakkabı bağını kullanıp duvara astım. İşte bu kadar. Sonucu çocuklar pek hayal edememişlerdi ama görünce beğendiler.
Odası süslensin isteyen oğlum da mutlu oldu. Bu aralar onun odası için başka şeyler de yapıyorum. Hatta bir tanesi az sonra kırtasiyeye gidip alacağım karton ile tamamlanacak.
Ama öncelikle odası için yaptığım puzzle (http://naz11-iz.blogspot.com/2010/03/ikinci-puzzle-calsmas.html) bir türlü çerçeveye girip duvarda yerini almalı. Sonra diğerleri de ona göre konumlanacaklar.
Şimdilik bu kadar, ama bugün sanırım diğer ufak çalışmalarımı da eklemek fırsatı bulabileceğim.
Ah bir de güzel bir 1 Mayıs olmasını diliyorum, barış içinde. İşçi bayramı kutlu olsun. Patronlar klübünün bir araya gelerek sürekli toplanıp gündemi belirlemeleri değilde işçilerin yılda bir kere bayram havasında toplanmalarından rahatsız olan zihniyeti de ayrıca kınıyorum.
01.05.2010 Gayrettepe
12 Nisan 2010 Pazartesi
Kartlar-şimdilik son
İlkinde kartonu yapışkanlı kağıtla kapladım. Bu kağıtlar raflarımdan artan kağıtlardan. Sonra oğlumun parçaları eksik puzzle parçalarını sprey boya ile boyadım. Bunları iri bir kalp şeklini alacak şekilde kestim ve hazırladığım kartımın üzerine silikon ile yapıştırdım. En üste de evde bulduğum bir nazarlık kondurdum. Kartın boş kalan köşelerine de puzzle parçaları serptim. Evde bu arada bir de temizlik yapmış oldum. Parçaları eksik olmayan ama oğlumun daha küçük yaşlarda oynadığı puzzlelar ise kuzenlerine gitti.
Dördüncü kartım da ışıl ışıl oldu. Burada daha önce bir gazetenin çocuklar için verdiği çerçeve olabilecek şekilde düşünülmüş boyama saayfalarını kullandım. Üzerini yapışkan kağıtla kapladım. Bunun üzerine de eski kredi kartlarımı minik minik keserek yapıştırdım. Işıkta çok hoş parlıyorlar. İçinin çerçeve olarak kullanılabilmesi içinde etrafını süslemek istedim. Çerçeve kenarlarına da CD keserek parçalarını yerleştirdim. Böylece bu çalışmada bitmiş oldu.
Bu dört çalışmayı da büyük boyutlarda yapmıştım, bir arkadaşım
Esentepe 12.04.2010
31 Mart 2010 Çarşamba
İkinci puzzle çalışması
Bu da benim yaptığım ikinci puzzle çalışması. İlkini (http://naz11-iz.blogspot.com/2010/03/ilk-buyuk-yap-boz-calsmam.html) bitirince tamam bu iş kolay dedim. O sıralar oğlum da "anne odamı süsleyelim" diye tuttturduğu için onun odasına uygun bir şey alalım istedim.
Bir gün alışveriş merkezinde dolaşırken bunu bulduk. Aslında oğlumu ikna etmem biraz zor oldu. Zira o karikatür vari bir çalışmayı beğendi ama o çok karışık zor olur diye buna ikna ettim. Ettim ama kapaktakşi resimde renkler çok net, birbirinden farklı idi. Kutuyu açınca nekadar flu renkler olduğunu görünce de "eyvah" dedim. Geçen kış bir süre oyalandım ama sonra sıkılıp halısıyla beraber kaldırdım. Ta ki geçen haftalarda aşka gelene kadar. Hergün iş dönüşü 3-5 derken nihayet sonunu gördüm.
Şimdi bunu puzzle yapıştırıcısı ile yapıştırmışta oldum ama çok narin. Oğlumun odasında kullanabilmek için çerçevelenmesi gerekiyor.
Nasıl bir çerçeve kullanmalıyım. Paspartu olmalı mı? Renk ne olmalı? Kararsız kaldım. Bir de çerçeveyi ben yapsam nasıl olur, nasıl birşey yapabilirim gibi sorular da var kafamda.
Sanırım ben netleşene kadar 1-2 hafta daha duvarda yerini alamayacak.
31.03.2010 - Salıpazarı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)